Levh-i Mahfuz'un Hayat Hikayesi

Binyıllık İslam külliyatını allak bullak eden Binyılın Kur-an Tefsiri:
Levh-i Mahfuz kitabının hayat hikayesi oldukça ilginç bir hal aldı.

Kitap ilk yayınlandığı 2006 yılından bugüne, hiçbir gazetenin, televizyonun desteğini almaksızın sadece çok satan kitaplar rafındaki kesintisiz varlığıyla, bugüne dek yüzbine yakın kayıtlı okuyucusuyla buluştu. Kitabı satın alacak parası olmayanlara, kitabın korsanlarının da helal edildiğinin açıklanmasıyla birlikte İslam'a, dünyaya, Tanrı'ya bakış açısı baştan aşağı yenilenen hanelerin sayısı yüzbinlerle milyon arasındaki rakamlara erdi. Bu sayı, her geçen gün, hızlanarak artıyor.

Müslüman Din Uleması, kitabın deyimiyle 'Müslüman Kabalistler' Binyılın Kur-an Tefsiri Levh-i Mahfuz'a yasak getirmek için mahkemeye başvurdu. Diyanet logosu kullanılarak, 'bilirkişi' raporu hazırlandı. Ve kitabın yasaklatılması, yazarın da en ağır şekilde cezalandırılması talep edildi.

Kitap aynı 'suçtan' yargılandığı ve bilirkişi raporunun açıklanmasıyla ilk celsede beraat ettiği halde... 'Manevi değerlerle alay etmek mi? Bu kitap, bunun tam tersini yapıyor!' demişti mahkemenin atadığı bilirkişi.

Kitapla ilgili mahkemeye sunulan 'suçlamalarda', '11 Eylül'ü İsrail'in yaptığını iddia etmek', 'İslam'ın ateistleri tatmin edecek tüm cevapları içeren bir din olduğunu iddia etmek' gibi inanılması güç ifadeler de yer aldı.

Hayatı boyunca İslam'a mesafeli olmuş, modern dünya kentlerinin özgür insanlarının, İslam felsefesiyle buluşuyor ve hep uzak durduğu dinini artık anlamaya ve sevmeye başlıyor olması, Müslüman Din Ulemasını sevindirmek bir yana, telaş ve paniğe sürükledi.
Binyılın unutulmaz sloganı devredeydi:
DİN ELDEN GİDİYOR! du.

Öyle ya. Bütün teorilerin, bütün ilimlerin, hayatın her alanındaki herşeyin yenilendiği, bilginin ve teknolojinin çağında, 50 yıllık bilgilerin bile çağdışı kaldığı bir zaman aralığında, 15 asırlık cümlelerle 'fikir' hayatlarına devam edebileceklerini zanneden bir mesleğin erbabıydı onlar. 'Allah' kelimesini gönlünün derinliklerinden değil, ekmek parası dürtüleriyle telaffuz eden bir meslek grubundan beklenen şeydi bu aslında.

Mors alfabesiyle haberleşilen, dıtdıtlamalara anlam yüklenerek iletişilen bir çağda, insanların kendi sesleriyle kanlı-canlı iletişim kurabileceğini ispat eden Graham Bell'in başına neler geldiyse, Levh-i Mahfuz'un hayat hikayesinde de birebir aynı şeyler yaşandı. Telgraf lobisi, telefonun gelişini, Bell'i 10 yıl mahkemelerde süründürerek durdurabileceğine fazlasıyla inanmıştı. O günlerde telgrafın tutuculuğunu yapan o ailelerin hepsinin şimdilerde telefon numaraları var...

Telgraftan da öte Müslümanlığı, dumanla haberleşme teknolojisinde yaşayan ve yaşatanlar, kişilerin falan filan bilenlere değil, sorularını doğrudan Tanrı'ya yöneltiyor olmasına fazlasıyla tepkililer.
Haklılar...
Doğrudan Tanrı'nın kendisini muhattap alan ve en önemlisi, bizatihi Tanrı'nın kutsal varlığı tarafından birebir muhattap alınan insanların, camiye hangi ayakla adım atılacağını öğreten 'mürşitlerle' 'irşad' olması artık mümkün değil. Muhammed peygamberin üzerinden geçen 1500 Ramazan'da; Müslümanlara halâ orucun nasıl tutulacağını tarif eden 'alimler'le de...

Dinimiz, dumanla haberleşmeyi telekom zanneden 'bilirkişiler'le çepeçevre kuşatılmış durumda. 21. yüzyıldayız. Dünyanın dört bir yanındaki sevdiklerimizle görüntülü konuşabiliyoruz, bir ülkeden diğerine 30 bin feet yükseklikten, uçak adı verilen bir metal kutunun içinde ulaşabiliyoruz. Ofislerimizi modern plazalara taşıdık ancak din dünyamız halen mağara evler düzeninde.
Ulemalar elinde.

Kartvizitine 'İslam alimi' başlığını atan bu kimselerin, karşı tezlerle Levh-i Mahfuz'u çürütmeye çabalamak yerine mahkemelerden ve cinayet işlemeye gönüllü katillerden medet umması dikkat çekici olsa da asla şaşırtıcı değil. Çünkü Levh-i Mahfuz Kur-an Tefsiri ve onun İslam felsefesine kazandırdığı yepyeni bakış açısı, 'bence öyle'lerle, 'mantıken şöyle olması gerekirler'le inşa edilmediler.

Kur-an'da yaklaşık 6bin ayet var ve Levh-i Mahfuz Tefsiri 'iddiasını' delil olarak getirdiği BİN AYET ile kesin hükümleştirmekte. Kalan ayetler de genel anlam taraması içinde Kur-an ruhu yönden tefsir edilmekte. Levh-i Mahfuz'un 6bin Kur-an ayetini birebir içermesi tümüyle bir zaman meselesi. Ve aynı zamanda okuyucuların taşıyabileceği maksimum kitap kalınlığıyla ilgili bir konu.

'İslam' uleması aksini kanıtlamaktan aciz düştüğü bir kitap konusunda
mahkeme kapılarında. ÇÜNKÜ BU BİR FİKİR DEĞİL. BU;

YENİ BİNYILIN KUR-AN TEFSİRİ

Levh-i Mahfuz'un hayat hikayesinde, mahkemeye paralel başlatılan, Vakit gazetesi üzerinden yürütülen linç kampanyası da yerini aldı. Başsayfadan, Son Tefsirci'nin resmi de kullanılarak yapılan yayınlarda, satır aralarında, bu kitabın yazarını öldürmenin sevap olacağı teması işlendi.

Mahkemeden istenen sonucun elde edilememesi ve gazete kampanyalarının da beklenen sonucu vermemesi, Müslümanların bu yazarın öldürülmesi gereken bir yazar olduğuna bir türlü ikna edilememesi, buna mukabil o kitaba giderek artan bir ilgiyle yaklaşması, ölü yıkamayı kendi görev tanımları içine almış bir meslek grubu için yepyeni arayışları zorunlu kılıyordu.

Levh-i Mahfuz'un resmî günlüğünde bir yarışma düzenlendi... Bu yarışmanın içerdiği meydan okuma, tüm site takipçilerine ve 300 binden fazla kişiye eposta yoluyla ulaştı. Meydan okumada, bu kitabın tek bir satırını çürütebilecek din adamına 1 milyon dolar para ödülü vaat ediliyordu. Yerleşik kalıpların varettiği dinin adamları, Müslüman Kabalistler, bu ödülü kazanabilecek tek bir gık telaffuz edemediler. 4 yıl boyunca, bu yeni tasavvufla ilgili tartışmaları nasıl sürdürdülerse, 'bu yazar sünnet olmuş mu olmamış mı?' düzeyinde homurdanmalarına devam ettiler. Ta ki 2010 Temmuz'una kadar.

Yıllardan 2010, aylardan Temmuz'du. Sessiz sedasız bir yasa yayınlandı laik Türkiye Cumhuriyeti Resmi Gazetesi'nde. Hac organizasyonları ve cami idareleriyle görevlendirilegelmiş Diyanet kurumuna, görülmemiş bir inisiyatif tanınarak bu yasa eliyle dinî bir otorite hüviyeti kazandırıldı. Başbakanların görev süresinin 5 yıl olduğu bir ülkede, Diyanet İşleri Başkanlarına 10 yıl başkanlık süresi getirildi. Genelkurmay Başkanları'nın, Mit Müsteşarları'nın en fazla 2-3 yıl kurumlarının başta kalabildikleri bir ülkede, bir büroktrata adeta ölümsüzlük bahşedildi. Dünyadaki laik ülkelerin içinde dine dair fikir ve düşünceleri Evet doğrudur/ Hayır yanlıştır ibareleriyle sertfikalandıracak ŞEYHÜLİSLAMLIK MÜESSESESİNE SAHİP TEK LAİK ÜLKE BİZİM ÜLKEMİZDİ ARTIK.

Türkiye'nin din anlayışını elinde tutan yerleşik Müslüman toplulukların asla ciddiye almadığı bir kurum olan Diyanet gücüne, kapalı kapılar ardında varılan deklare edilmemiş bir mutabakatla, aktif ve dişe dokunur bir görevlendirmede bulunuldu. Gerekli görülen hallerde kitap toplatma ve site kapatma yetkisi tanıyan bir yasaydı bu. Yasa, Levh-i Mahfuz'un resmi internet günlüğünde ifade edildiği gibi:

'Cumhuriyetin 87 yıllık tarihinde Şer'i devlet biçimine yasama yoluyla atılmış ilk resmi adım'dı.

İçinde olduğumuz çağda, artık hiçbir bilginin yasaklanması, yayılımının önlenmesi mümkün değil ve bu gerçek, Levh-i Mahfuz'u merkez üssü Türkiye olan küresel bir düşünce devrimi haline getiriyor. İslam tarihinin en büyük 'iddiası' sessizliğin kendi gürültüsüyle birlikte, dilden dile yayılıyor.

Kitabı henüz okumamış olanlar için kısa bir özet:

Kur-an'ı Kerim'in içinde Muhammed peygamber tarafından gizlenmiş bir yazı düzlemi var. 'İmam Buhari'nin Allah ile Muhammed arasında gizli bir şifredir. Onları biz bilemeyiz.' dediği Mukatta Harfler. Buhari'nin biz bilemeyiz dedi, dinler tarihinin bu kadim sırrını, mukatta harflerin anlamını sadece Hazret-i Muhammed, Hazret-i Ali ve LEVH-İ MAHFUZ OKUYUCULARI BİLİYOR.

'Elif, Lam, Mim... O bu harflere dikkatli bakın. Yakında onlar dünyayı değiştirecekler. Çünkü bugün, büyük gün. BUGÜN TANRI'NIN DOĞUM GÜNÜ.' arka kapak yazısındaki harfler, onlar. Bu [mukatta] harfler, kaydırıldığında Kur-an'ın içinden, yaşadığımız kıyamet çağını anlatan gizli bir sure ortaya çıkıyor. Bu harfler kaydırıldığında [ki peygamber bu harflerin zamanı geldiğinde, ehil ve bir kişi tarafından kaydırılacağını söylüyor] yepyeni bir Kur-an düzlemi günışığına çıkmakta.

Gericiliğe, katılığa övgüler düzdüğü sanılan Kur-an'da, meğer bambaşka bir manâ boyutu gizliymiş... Onbinlerce Levh-i Mahfuz okuyucusunun 'Şu an ne diyeceğimi bilemiyorum...'la başlayan mektuplarının altında yatan keşif de bu. Hologramik Kur-an'da 'neler var neler'i buraya sıkıştırabilmemiz elbette mümkün değil [Kitap 1024 sayfa]. Kur-an'daki saklı kalmış tabakanın adının ne olduğunu öğrenmek, içeride nelerin gizlendiği hakkında bir fikir verebilir. Somurtkan insanların duygusuz dünyalarının kaynak kitabı zannedilegelmiş Kur-an'da, Kıyamet çağında ortaya çıkacağı söylenen manâ tabakasının adı:

'SEVGİ DÜZLEMİ'.

Kur-an'da yepyeni bir manâ tabakasının günışına çıkması, Türkiye'de 70 milyon, dünyada 1 milyar Müslümanın hayatını kökünden etkileyecek, kelimenin tam anlamıyla tarihî bir gelişme. Ve siz bu tarihî gelişmeyi gazetelerde okuyamadınız.
Kitaplar bunun için varlar...

Binyılın Kur-an TefSIRi Levh-i Mahfuz v2.2
genişletilmiş yeni baskısıyla kitapçılarda.

Kitapla ilgili okuyucu açıklamalarından oluşan uzunca bir slayt gösterisini, levhimahfuz.org sitesinden izleyebilirsiniz. Kitapla ilgili başlangıç sorularınıza cevaplarına levhimahfuz.info sitesinden ulaşabilirsiniz. www.dogumgunu.com.tr adresinden kitabı sipariş edebilir ve Binyılın Kur-an Tefsiri'nin hemen okumaya başlayabilirsiniz.

Kişinin Tanrı ile arasındaki meseleleri çözebilmesinin, hayat dilindeki tek kelime karşılığını keşfetmeye hazır mısınız:

'YEPYENİ BİR HAYAT'
Levh-i Mahfuz

Levh-i Mahfuz